Skip to main content

Müthiş bir Adil Yıldırım röportajı bekliyor sizi hanımlar, beyler… Son kitabı ‘Metcezir’ ile bildiğimizi sandığımız her şeyi sil baştan yazıyor ünlü yazar… İlk kitabı ‘Gecede Saklı Yalnız Aşklar’ın devamı niteliğindeki ‘Metcezir’ ile eski sevgili kavramını öyle bir açıdan ele alıyor ki, ‘Erkek aşık olamaz, erkek sevemez gibi mitleri ve ön yargıları ortadan kaldırmakla kalmıyor, erkek severse işte böyle sever’ dedirtiyor. Erkeğin duygu dünyasını mercek altına alıyor ve kadına bambaşka bir ışık tutuyor. İstiridye ve incinin aşkı misali… İstiridye kabuğu kalbinin tam ortasına oturan ve yıllarca canını acıtan kum tanesinden rahatsız olsa da aslında bir inciyi büyüttüğünü fark ediyor kalbinde. İşte istiridye ile incinin aşkı gibi Bora ve Gökçe’nin hikayesi… Kitabın finali de büyük bir ters köşe ile herkesi sarsacak cinsten… Ama neyse ki, serinin devamı var diyor usta yazar. Sevgili Adil Yıldırım’a harika röportaj için teşekkür ediyorum ve herkese keyifli okumalar diliyorum…

Röportaj: Şükriye Tahir

Yeni kitabınız hayırlı olsun. ‘Gecede Saklı Yalnız Aşklar’ romanı ile başlayan Bora’nın hikayesi ‘Metcezir’ ile devam ediyor. Bir nefeste okudum, tebrik ederim çok iyi bir iş. Seri olarak devam edecek mi hikaye? Zira sonunda çok acayip bir ters köşe var?

Öncelikle güzel yorumların için çok teşekkür ederim. Gerçekten ‘Metcezir’i yazarken beni de çok etkileyen bir hikaye oldu. İlk kitap ’ecede Saklı Yalnız Aşklar’ 2016 senesinde yazılmıştı ve bu serinin ilk kitabı. Bora’nın hikayesi aslında Türkiye’deki çok büyük bir okur kitlesine ulaşıyor ve dokunuyor çünkü eski sevgili konusu ve bitmeyen aşk ya da uzak mesafe ilişkisi konularını ele alıyor. Bütün bunları işleyen bir hikaye ‘Gecede Saklı Yalnız Aşklar’ ve serinin ikinci kitabı ‘Metcezir’…

Erkekler genel olarak aşkı ve sevdayı pek itiraf etmek istemezler.
Tamamıyla İtalya’da geçen bir hikaye. Ancak öyle bir adam ki Bora, başka kadınlarla birlikte olsa bile sürekli olarak aklında aslında ‘O kadın’ var. Erkek aşık olamaz, erkek sevemez gibi mitleri ve ön yargıları ortadan kaldıran bir hikaye. Bora ise dışarıya çok güçlü bir adam görüntüsü verse de bir erkeğin bir kadına ne kadar çok bağlı olabileceğini anlatıyor. Çünkü adam ‘O kadından’ yani Gökçe’den öyle bir enerji, öyle bir frekans almış ki aslında kadına bağlanmış. Sadece adam yüzleşmek ve bunu kendine itiraf etmek istemiyor. Çünkü erkekler genel olarak aşkı ve sevdayı pek itiraf etmek istemezler. Güçlü bir görüntü verme konusunda erkeğe sürekli dayatılan bir bilgi vardır. Dolayısıyla aşktan kaçıyor. Ama tabii nereye kadar kaçabilirsin ki? Çok fazla kaçamazsın.

Hikayenin devamı var…
‘Metcezir’in devamı var. Üçüncü ve son kitap olacak bu kitap. Şu anda tasarım aşamasında, kafamda fikir aşamasında olan bir kitap. Serinin üçüncü kitabıyla bu aşk serisi sona erecek. Bora ve Gökçe’nin hikayesi bakalım nereye gidecek? Üçüncü kitapta göreceğiz elbette.

Erkekler düşünmez, unutur, sevmez gibi bütün önyargıları ortadan kaldırıyor bu hikaye…

Size en çok sorulan sorulardan biri herhalde ‘eski sevgilinin geri dönüp, dönmeme’ meselesi… Ne hikmetse yıllar geçse de hep ‘bir umut’ beklenir… Burada asıl merak edilen, gidenin gerçekten dönüp dönmeyeceği midir yoksa aklının hala geride bir yerde kalmış olma ihtimali mi?

İnsanlar bizim ülkemizde eski sevgili konusunda inanılmaz derecede saplantılı ve takıntılılar. Bunun altında yatan sebeplerden bir tanesi hırs, bir tanesi de ego. ‘Geri gelir mi’ sorusu çok fazla soruluyor ama asıl önemli olan bu soruyu sorarken onu geri getirmekten ziyade, ‘Acaba hala bana aşık mı, beni düşünüyor mu ya da başka ilişkiler yaşasa bile hala aklında ben var mıyım?’ düşüncesi. Eski sevgili konusunda binlerce insanla çalıştım bugüne kadar, bunun çok büyük bir mesele olduğunu biliyorum.


Erkeğin ayrıldıktan ve kızı bırakıp gittikten sonra onu nasıl hala düşündüğünü aslında ona hala nasıl aşık olduğunu gösteren bir kitap Metcezir. Bu seride en çok da bu eski sevgili konusunu irdeledim ve erkek dünyasında eski sevgili konusunun yansıması nedir, bunu anlattım. Çünkü genelde eski sevgili konusunu kadınlar açar. Bu kitapta eski sevgili konusunu erkek nasıl yaşıyor, eski sevgilisiyle ilgili ne hissediyor, onu nasıl düşünüyor, nasıl hala onu özlüyor?… Tüm bu soruların cevapları var. Dolayısıyla erkekler düşünmez, erkekler unutur ya da sevmez gibi bütün önyargıları ortadan kaldırıyor aslında.

İlişkiyi zirvede yaşarken Bora, biricik sevgilisi ‘hayatımın aşkı’ dediği Gökçe’yi terk ediyor. Bu nasıl bir erkek psikolojisi? Bu kadar mutluyken bir insan niye terk eder?

Bora’nın Gökçe’yi terk etmesi aslında seven bir erkeğin, çok aşık olan bir erkeğin dürtüleri ile
hareket etmesi anlamına geliyor. Yani erkek duygusal değil, dürtüsel bir varlık. Kadınlar daha duygusal varlıklar. Zaten bütün çatışmanın ana noktası burasıdır. Erkek belli bir yaşta; 20 yaşlarında çok sevse bile hayatı yaşamak, gezmek, eğlenmek, Freud’un deyimiyle ‘etrafa spermlerini saçmak ister’. Bu erkek psikolojisi ile alakalı bir konu. Romanın ana kahramanlarından Bora da yurtdışına gitmek istiyor. Çok sevdiği bir kadın var ama ‘Çok gencim, önümde uzun bir hayat var, İtalya’da da kadınlar var beni bekliyorlar’ diye düşünüyor. Böyle bir erkek kafa yapısı genelde vardır. Doğru veya yanlış… Ben bu pencereden bakmıyorum. Benim olaylara baktığım yer; erkekler böyle, yani bu kafa yapısında ve böyle davranan varlıklar… Olanı anlatıyorum yıllardır. Dolayısıyla bu adamın da yaptığı şey mantıken, evet, saçma olabilir ama çok sevdiği bir kadın varken hayatı yaşamak için onu terk ediyor. Aslında bugün Z kuşağının da çok istediği bir şey bu. Yani günümüzde artık bunu sadece erkekler değil kızlar da yapıyor.


Z kuşağı ‘Hayatı yaşamak istiyorum, hemen aşık olmak gibi bir derdim yok’ diyor. Bunu 20 yaşındaki kızlar söylüyor.

Bora’ya dönmek gerekirse tekrar, biraz hayatı yaşamak için gidiyor ama gitmesi onun kızı sevmediği anlamına gelmiyor. Bütün hikaye boyunca onu düşünüyor zaten. Sürekli kızı özlüyor. Yaptığı şey evlilikten kaçmak, ciddi bir ilişkiden kaçmak… Çünkü 20 yaşlarında evlenmek ve hayatını bir aile düzenine sokmak istemiyor.

Bu başka bir kafa yapısı… Yani Bora biraz daha serüvenci ve maceracı bir adam.
Gökçe’yi terk etmenin çok yüksek bir duygusal maliyeti olduğunu biliyor ama bunu biraz göze alıyor ve bu maliyeti kabul ediyor diyelim.

Erkek yirmilerinde hormonlarla takılır.

Bir erkek aynı anda, farklı kadınlara kaç türde duygu besleyebilir? Bora’da bunu görüyoruz. Eski sevgilisini hala çok severken, başka kadınları da arzuluyor, onlarla birlikte olmaktan keyif alıyor ama her an da Gökçe’sini düşünmeden edemiyor. Bu hastalıklı bir hal değil mi?

Bora’nın Gökçe’ye olan duygusu aşk, yani Gökçe’ye aşık. Bu sadece cinsel bir durum değil. Özellikle 20’li yaşlarındaki erkekler hormonların etkisi ile kadına da hormonlarıyla yaklaşıyor. Yani cinsel anlamda yaklaşıyor diyebiliriz. O kadınlarla birlikte olmak, onlarla yatmak, kalkmak, gezmek, eğlenmek istiyor. Bu bir erkek kafa yapısı aslında… Erkek kafa yapısına da ben hastalıklı, yanlış veya doğru diye ben bakmıyorum. Benim bakış açımda bunların hiçbirisi yok. Ben sadece olanı anlatıyorum. Yani erkek böyle bir varlık, yirmilerinde hormonlarla takılır. Gezer, eğlenir, birçok kadınla cinsellik yaşamak ister, cinsel dürtüsü çok yüksektir. Hatta bir erkeğin bu kafa yapısından çıkması 35 yaşını falan bulabilir.

Erkek 30’undan sonra duygusallaşır.

Bora tam da yirmilerinde bir adam olduğu için, evet bir kadına aşık olmuş olabilir. Hiç beklemediği yerden bir gol yemiş. Çünkü aşk Bora’nın genç yaşlarında çok beklemediği bir şey diyelim ama bir sürü kadınla yatmak istiyor, cinsellik yaşamak istiyor. Bunu tarihte en iyi açıklamış adam Freud’tur. Erkek etrafa cinselliğini saçmak isteyen, tohumlarını saçmak isteyen bir varlıktır diyor ve en büyük rakibi Jung bile bunun karşısında bir söz söyleyebilmiş değil. Erkek ancak 30’undan sonra duygusallaşır.

Evli kadın fantezi birçok erkekte var, evli erkek fantezisi de birçok kadında var.

Bir diğer konu da evli kadınlar… “Her erkeğin evli kadın fantezisi var” demişsiniz kitapta. Erkekler evli kadınları daha mı çekici buluyor yoksa onların ulaşılmaz olması mı onları tahrik ediyor?

Evli kadın fantezi birçok erkekte var ama sadece erkeklerle ilgili bir konu değil. Evli erkek fantezisi de birçok kadında var. Bugün dizilerde, senaryolarda bunu görüyoruz.
Yani birçok kadın da evli erkeklerle birlikte oluyor. Bunu kabul edelim ya da etmeyelim ama toplum bunu yaşıyor şu anda. Dolayısıyla erkeklerde evli kadın fantezisi neden var? Farklı bir fantezi ve şöyle; bu kadının hayatında zaten birisi var, ama ben o adamdan bile daha fazla tercih edilebilir olabilirim, o adamdan bile daha çekici olabilirim ve kadın bir başkasıyla birlikteyken beni tercih edebilir gibi bir fantezi olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla Bora’nın fantezisi genç yaşlarında, özellikle olgun kadınlar odaklı. Kadınların evli olması, evet onu tahrik ediyor, ama kadınların olgun olması Bora’yı daha çok tahrik ediyor. Henüz yirmili yaşlarında bir adam… Muhtemelen Bora’nın aslında çocukluğunda da bir anne travması var. Yani anneden yeterince ilgi görememiş, annesinden sevgi görememiş erkekler genelde kendilerinden yaşça büyük ve olgun kadınları her zaman için tercih ederler. Bunun altında aslında anneyle yaşanan bir travma olabilir.

Aldatan evli kadınlar, neden aldatmayı seçiyor? Bunu en çok hangi sebepten dolayı yapıyorlar?

Erkeklerin aldatma sebepleriyle kadınların aldatma sebepleri birbirinden tamamen farklı. Erkekler hormonal olarak ya da cinsel olarak, inanılmaz dürtüsel oldukları için ve bunu frenlemek için hiçbir şey yapmadıkları için aldatabilirler. Bunun tedavisini görmesi gerekir birçok erkeğin. Kadınların aldatma sebebi ise genelde ilgisizlik, yeterince sevgiyi hissetmemek, kocasından yeterince değer gördüğünü hissetmemek ve dolayısıyla birazcık bu ilgi ve sevgiyi dışarıda aramak gibi sebepler olabiliyor. Yani karşımıza çıkan sebepler genelde bunlar. Dolayısıyla kadınların aldatma sebepleriyle erkeklerin aldatma sebepleri birbirinden tamamen farklı aslında. Kadın ilgi gördüğü bir yerde, sevgi gördüğü bir yerde ve cinsel olarak da tamamen tatmin olduğu, ten uyumu olan bir ilişkide aldatmaz. Yani böyle vakalar pek yoktur.

Erkek her şey yolunda gitse bile aldatabilir. Bu da erkeğin hormonal, dürtüsel ve tamamen dışa dönük, daha fazla kadını elde etme çabasıdır ve tedaviye muhtaç bir durumdur. Aslında psikolojik tedavi alması gerekebilir.

Aldatan evli erkeklerin bazıları tamamen narsist

Aldatan evli erkeklerin bazıları tamamen narsist ve sürekli daha fazla kadını fethetmek, daha fazla kadınla birlikte olmak… Bunu bir başarı noktası gibi, bir rekor gibi görüp sürekli daha fazla kadınla flört eden bir çok erkek var. Ama bazı adamlar da şu sebeple aldatıyor, aslında aldatmak gibi hiçbir amaçları yok, becerileri de yok… Ama karısı çok kötü davranıyor, böyle vakalar da gördük. Karısı çok kötü davranıyor ve artık ona çıkart bir erkek gibi hissettirmiyor, ’Sen beceriksiz bir adamsın. Sen kötü bir adamsın. Sen hiçbir şey yapamayan bir adamsın’ gibi cümleler kurarak normalde aklında ve becerisinde böyle bir şey olmayan ve normalde buna asla yapamayacak bir adamın bile aldatmasına neden olabilir. Yani bu cümleler üst üste geldiği zaman bir erkek artık kendi evinde, karısıyla yaşadığı evde erkek gibi hissetmez ve bu duyguyu ona çıkart tekrar verecek bir kadını aramaya başlar.

Gösteriş yapmayı bilen, lüks yaşayan adamlar çok tercih ediliyor.

Bora gibi adamlar kadınlara neden bu kadar çekici gelir? Bu gibi adamlar aslında kadın celladı… Ama alıcısı hep bol oluyor? Kadınlar neden çamura saplanmaktan zevk alıyor?

Bora gibi insanlar, yani çapkın, flörtöz ve benim aynı zamanda sırtlan diye bahsettiğim erkekler kadınlara daha çekici geliyor. Kesinlikle doğru. Çünkü daha maceracı, daha serüven seven, heyecanı seven adamlar. Bu adamlar daha çok ağzı laf yapan ve en önemlisi de kadınlarla flört edebilmek için ilgi göstermeyi çok iyi bilen adamlar. Bu adamlar, birçok kadına çekici geliyor, çünkü onların kadına yaklaşım tarzı daha ince, kadını nasıl etkileyebileceğini biliyor, nasıl ilgi göstermesi gerektiğini biliyor. Sabahları ‘Günaydın’ akşamları ‘İyi geceler’ mesajları… Gün içinde defalarca arar. Hiç üşenmez çiçek alır, çiçek gönderir, hediyeler alır, kadını gezdirmeyi sever, birlikte bir yerlere gitmeyi, para harcamayı sever. Yani çapkın, zampara dediğimiz zaman zaten en lüks en güzel mekanları bilen adamlar geliyor aklımıza. Çünkü bu iyi mekanları bilmeden zaten çapkınlık yapamaz bir adam. Yani bir kadını tutup da bir simitçiye götüremezsin. Dolayısıyla birazcık şekil yapmayı, biraz gösteriş yapmayı bilen adamlar bunlar. Bizim ülkemizde de genelde gösteriş seviliyor.
Yani gösteriş yapmayı bilen, lüks yaşayan, çok iyi mekanlardan fotoğraflar paylaşan adamlar çok tercih ediliyor. Çünkü biz gösteriş toplumuyuz. Yani bizde bir erkek mütevazi olduğu zaman, çok efendi olduğu zaman, çok sakin bir hayat yaşadığı zaman bu adamın hayatında gösteriş yok. Dolayısıyla çekici bulunmuyor ya da daha az tercih ediliyor.

Toplum zaten son yıllarda gösteriş toplumu haline geldi. Dizilerde, senaryolarda, filmlerde gösteriş çok fazla ön plana çıktı. Onun için bu çapkın erkekler çok fazla gösteriş yaptıkları için kadınların daha fazla dikkatini çekiyor diyelim.

Kitapta erotizm de ön planda. Siz videolarınızda papatyalarınızı, ilişkilerinin ilk zamanlarında en çok cinsellik konusunda dikkatli olmalarına dair uyarıyorsunuz ama kitapta cinselliğin etkisi ile başlayan ilişkiler ön planda. Bu ikilemi nasıl açıklarsınız?

Evet, kitapta erotizm var ve Bora karakteri bu erotizmi İtalya’da yaşıyor. İtalyan kadınları erotizm konusunda veya cinsellik konusunda tabularla, önyargılarla veya toplum baskısıyla hiçbir şekilde uğraşmazlar. Oradaki toplum yapısı Türkiye’den çok farklı.
Türkiye’de bir kadın cinsellik yaşadıktan sonra genelde bir beklentiye girer. Duygusal olarak Türkiye’de kadınlar üzerinde aile baskısı var, toplum baskısı var, cinsellik yaşamak sadece bir keyif bir zevk meselesi olarak görülmüyor bizim ülkemizde. Bizim ülkemizde cinsellikten sonra bir şeyler olması gerekiyor. Söz, nişan, evlilik gibi… Beklenti bu… Toplum böyle bakıyor olaya.
İtalyan toplumunda ve Batı toplumlarında Avrupa’da kesinlikle böyle bir şey yok. Dolayısıyla cinselliği sadece zevk için, keyif için yaşarlar. Aynı zamanda insanın bir ihtiyacıdır cinsellik yani bunu bastıramazsınız. Dolayısıyla kitaptaki erotizm hiçbir şekilde ikilem yaratmıyor. Ben Türkiye’deki videolarımda her zaman için kadınlara cinsellik konusuna, “Dikkatli olun, eğer bunu yaşıyorsanız ve beklentiye girecekseniz, yaşamayın. Adamdan iyice emin olmadan yaşamayın” diyorum. Çünkü sonra birçok kadın devamı gelmeyince depresyona giriyor ama İtalya’da yaşanan bir cinsellik için tabii ki bunları söyleyemeyiz. Çünkü oradaki toplum yapısı tamamen farklı ve kadınlar cinselliği sadece zevk için yaşayabiliyorlar.

Cinsellik bir ilişkinin yüzde kaçıdır?

Aşk ilişkisinde cinsellik ilişkinin yüzde yetmişidir. Bu çok ciddi bir rakam çünkü ten uyumu olmayan cinselliğin tatmin edici olmadığı bir ilişkide insanlar arkadaş olur, dost olur. Bunlar da güzel ilişkilerdir. Zaten bazı çiftlerin yıllar süren bir evlilikten sonra ‘Biz çok iyi dostuz, biz ayrılamayız’ dediklerini duyarız. Aslında artık aralarında bir cinsellik yoktur ama o arkadaşlık ve dostluk ve ruh dostluğu vardır. Birlikte yürüdükleri o yol aslında onları birleştirmiştir. Bence bu da çok güzel bir şey ama normalde aşk ilişkilerinde özellikle genç yaşlarda insanlar yüzde 70 diyebilirim ki, cinselliğe çok önem veriyorlar. Cinsellik önemli bir ihtiyaç ve cinselliğin iyi olmadığı ilişkilerde, eğer bunu birbirlerine itiraf edemiyorlarsa mesela evliliklerde 30 yaşlarında bir çift düşünelim ve iyi bir cinsellik yaşayamadıklarını düşünelim. O zaman aldatmalar başlıyor. Boşanmak yerine bir şekilde evliliğe devam ettirirler ama bu cinsel tatmini dışarıda ararlar. Bu gibi durumlar maalesef oluyor.

Adı konulmayan her ayrılığın sonu aşktır.

Yine okuyucunun kalbine derinden işleyecek, “Adı konulmayan her ayrılığın sonu aşktır” cümlesi, kitaba damga vuran cümleler arasında. Yarım kalan aşklar günü gelince tamamlanabilir mi yeniden?

Adı konulmayan her ayrılığın sonu aşktır. Çünkü tekrar yolları kesişebilir. Yolları tekrar eğer birleşmiyorsa onlar başka insanlarda aslında o kişideki aşkı ararlar. Ömür boyu ararlar bazen ama bulamazlar. Adı konulmamıştır bu ayrılığın, hiçbir şekilde çizgileri belli değildir. Her an yeniden birlikte olabilme ihtimali vardır. Rahmetli Harun Kolçak’ın çok güzel bir şarkısı vardı. “Geri dönmek inan içten değil.” Yani her an geri dönebilirim ama dönemiyorum işte hayat başka türlü akıyor gibi bir şarkı, çok güzel bir şarkıdır.
Dolayısıyla insanlar birisinde yarım kaldıkları zaman maalesef bir başkasında tamamlanamazlar. Öncelikle o dosyayı, o hikayeyi bir kapatmak gerekir. Yoksa bu aşkla bu yarım kalan aşk hikayesiyle ömür boyu uğraşmak zorunda kalabilirler.

Sonunu buradan söylemeyeceğim. Sonunda kadar okuyarak keyfini çıkarsın okuyucularınız. Bu hikayenin devamı gelecek mi?

Gecede Saklı Yalnız Aşklar ve devamı olan Metcezir binlerce okura ulaştı. İnsanlar Bora ve Gökçe’nin hikayesinde kendi hayatlarından bir şeyler buldular. Aşk söz konusu olduğunda hep konuştuğumuz; gözyaşı, keder, coşku, kahkaha, özlem, ayrılık hepsi var bu seride ve serinin son kitabı, yani final kitap, üçüncü kitap inşallah doğru zamanda ve doğru duygularla okurlarla buluşacak. Herhangi bir zaman veremiyorum. Çünkü ben de hikayeyi her an zihnimde yaşamaya devam ediyorum. Bakalım Bora ve Gökçe’nin hikayesi nasıl olacak?
Hep beraber göreceğiz.

Kitaplarınızda kahramanlarınızın hikayeleri genelde İtalya’da geçiyor. İtalya’da uzun yıllar kaldığınızı söylemiştiniz. Bu kitaplardaki hikayeler sizin hayatınızdan kesitler de içeriyor mu?

Benim hayatımdan kesitler var. Benim hayatımdan parçalar var. Benim ruhumdan büyük bir kesit var. Kitaplarımda ancak kurgu da var. Yani tamamen benim hayatım diyemem. Roman yazmayı çok seviyorum. Şeytan Tüyü, Zamanın Sessiz Ruhu, Farkındalık Okyanusu, Gecede Saklı Yalnız Aşklar, Metcezir gibi romanlar açıkçası benim için çok kıymetli, çok değerli. Ben aynı zamanda ilişkiler üzerine de insanlara bilgi veren kitaplar yazıyorum ve gerçekçi olmak gerekirse ben romanla başladım. İyi bir roman okuyucusuyum diyebilirim ve roman okuyarak yıllarımı geçirdim. Kitap okumaya çok değer veriyorum. Roman yazmayı da seviyorum ve oradaki kurguyu, oradaki olay kurgusunu çok seviyorum. Karakterler oluşurken kendimden bağımsız olamaz, tabii ki benden parçalar var ama tamamen benim hayatımı anlatmıyor açıkçası.

İnsanlar kendi dediğini yaptıracak bir aygıt bulursa bununla aşk yaşayabilirler.


Kitap dışı da bir soru yöneltmek istiyorum. Robotlar ve yapay zeka çağına giriş yaptık. En iyi öngörüyü siz verirsiniz bu konuda. Gönlüne göre birisini bulamayan gönlüne göre bir robotla aşk yaşar mı? Zira Dijiseksüellik diye bir kavram hayatımıza çoktan girdi bile. Biz bunu Kemal Sunal ve Fatma Girik’in başrollerini paylaştığı Japon İşi filminde görmüştük ilk…

Robotlar korkutucu derecede şu anda dünyada ön plana çıkmaya başladı. Her yerde bu muhabbetler dönüyor. Gerçekten çok enteresan. Rahmetli Kemal Sunal’ın filmini çok iyi hatırlıyorum. O zamanlar çocuktum ve film beni çok etkilemişti. İnsanlar artık sadece kendi lafını dinleyecek, kendi dediğini yaptıracak bir ilişki arıyorlar. Aslında biraz dominasyon odaklı ilişkiler var. Benim dediğimi yapsın, ben onu yöneteyim gibi bir algı var. Oysa aşk paylaşmaktır. Aşk yönetmek değildir. Aşk gerçekten birlikte yaşamak ve hayatı kucaklamaktır. Yönetim kademesi aşkın içinde yer almaz. Robotlar niye ilişkilerde ön plana çıkabilir? Evet, böyle bir ihtimal var çünkü insanlar kendi dediğini yaptıracak bir aygıt bulursa bununla aşk yaşayabilirler. Zaten dışarıdan baktığımızda bazı ilişkiler böyle. Yani bir ilişkide, eşlerden bir tanesi robot gibi diğeri ne derse onu yapıyor. Dolayısıyla bunun robot versiyonunu da gayet güzel bir şekilde üretebilirler.

Leave a Reply